Yazıma başlamadan önce yazımın planını vermek istiyorum. İlk önce küreselleşme ve milliyetçiliğin teorik dayanaklarına kısaca değinip daha sonra küreselleşme ve milliyetçilik hakkında ayrı ayrı bilgiler vermek en sonunda küreselleşme ve milliyetçiliği birlikte değerlendirmeyi düşünüyorum.
Küreselleşmenin Teorik Dayanakları
İlk olarak modernite fikri insan aklını ön plana çıkaran, skolastik düşünceye karşı olan bir fikirdir.Hepimizinde bildiği gibi modern terimi en iyiyi ve en açığı bulmak, bunları yaparken bağımsız olmak, dolayısıyla öncekilerin üstüne birşeyler koymayı amaçlar. Modernitenin başlangıçı birçoklarına göre değişik zamanlar alır. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse; Gütenberg’in matbaayı bulması, Martin Luther’in kiliseye isyan edip reform hareketlerini başlatması;Fransız İhtilali vb.dir.İnsanlara bu şekilde tanıtılan modernite fikri bir toplumsal biçimlendirme projesi olarak farklılıkları eritme ve toplumu aynılaştırma eğilimine girmiş ve küreselleşmenin teorik dayanaklarından birini oluşturmuştur.
Bir diğeri ilerlemecilik fikri ise modernite ile aynı görülsede tarihsel açıdan daha öncelere dayanmaktadır.Bilimde ve felsefede aklın ön plana çıkmasıyla doğa bilimlerinde meydana gelen gelişmeler,insan bilgisinin ilerlediğini ortaya koymuş ve ilerlemecilik fikrinin sistematik hale gelmesini sağlamıştır.İlerlemeci teori batıda kendinden olmayan siyah adamları batılılaştırma olarak algılanmış ve sömürgecilik olarak tarihteki yerini almıştır. Yanlış anlaşılan ilerleme fikri Avrupalı Devletlerin yıllarca Amerika,Asya(özellikle Güneydoğu Asya) ve Afrika’yı katletmesi,buraların doğal kaynaklarının kullanması gibi olaylarla küreselleşmenin teorik kaynağı olmayı başarmıştır.
Bu iki kavramı açıkladıktan sonra küreselleşmeye teorik dayanak oluşturdukları için bu iki kavramı aynı anlamda kullanacağımı belirtmek isterim.
Modernleştirici ve evrenselci yaklaşımlar Dünya’ya yayılma veya diğer kültürlerle karşılaşma esnasında ilkel olan diğer kültürlerin yok edilmesini ya da modernleşmesini savunur. Modernizm,Kapitalizm ve Emparyalizmin iddiasında olduğu şey ‘türdeştiricilik’ tir.Yani bütün Dünya’nın aynı şeyi konuşması,yemesi kısaca aynı kültürle hareket etmesidir.17. ve 18.yüzyılda ortaya çıkan bu fikirler ilk önce sömürgecilikle, milliyetçiliğin etkinlik kazanmasıyla birlikte bilişim teknolojileri ve ekonomik açıdan kendine bağımlı bırakma metodlarıyla bu amacına ulaşmaya çalışmıştır. İlk başta batının tamamı bu akımların doğruluğuna inanmıştır.Fakat Dünya Savaşlarının ortaya çıkması,huzursuzlukların artması,kargaşanın sonu gelmemesi batıdada tepkiye yol açmıştır. 1900’lü yıllardan itibaren başta batılı düşünürler olmak üzere tepkiler göstermiştir.
Miliyetçiliğin Teorik Dayanakları
Toplumlar arasında farklılıkları ilk gören kişi modern sosyolojininde kurucusu olan İbn-i Haldundur.İlk defa asabiye diye bir kavram kullanmıştır. Asabiye batı dillerine bir toplumun millet olabilmesi için taşıdığı ortak özellikler,bir milleti diğer milletlerden ayıran özellikler olarak çevrilmiştir.Buna değindikten sonra millet,farklı özelliklere ve sembollere sahip kendini bazı özellikler bakımından diğer medeniyetlerden ayrı gören gruplardır.Bu gruplara batının kültürünü dayandırdığı Eski Yunan’dan polisleri örnek verebiliriz. Milliyetçilik aklın ön plana çıkması ve Fransız İhtilalinden sonra insanların farklılıklarını anlamasıyla ortaya çıkmıştır.Millet faktöründe en önemli şeylerden birisi semboldür.Dünya’daki en önemli milletler en önemli sembollere sahip olanlardır. Tıpkı Türk milletinin bozkurtu ve ay yıldızı gibi…
KÜRESELLEŞME
Küreselleşme özellikle 1990 sonrası ortaya çıkan bir kavramdır.Aslında küreselleşmeye bir çok tanım yapılmaktadır; ‘‘Çok uluslu şirketlerin propagandası, ulusal sınırları ortadan kaldıran bir süreç, insan hakları savunma organizasyonları, dünya barışı ve çevrecilik faaliyetlerinde kullanılan bir araç’’ bu tanımlardan bazılarıdır.Genel olarak bir tanım yapılmak gerekirse ticari mal, hizmet, para, bilgi, kültür akışının eskisinden daha hızlı hale gelmesidir.Küreselleşmenin hızlanmasını etkileyen en önemli iki faktör bilişim teknolojilerinin(internet,telefon) gelişmesi ve komünizmin çökmesidir.Küreselleşmenin son yıllarda aşırı bir hız kazandığını savunanların aksine düşünen bazı düşünürlerde vardır.Bu düşünürlere göre dünya globelleşmemekte, tek devlet haline gelmemekte küreselleşme sadece bazı alanlarda etkili olmakta ayrıca küreselleşme artarken küreselleşmeyi engellemesi beklenen en önemli faktörlerden birisi olan milliyetçiliğinde etkinlik kazandığını savunmaktadır.
Sömürgecilik ve Kapitalizmden Küreselleşmeye:Bazı düşünürler küreselleşmeyle kapitalizmin aynı şeyler olmadığını düşünmektedirler. Bu düşünürler küreselleşmeyle kapitalizmin benzer yönlerinin olduğunu fakat küreselleşmenin bilgi ve iletişim devriminin kapitalizmin ise sanayi devriminin sonucu olduğunu ifade etmektedirler.
Kapitalizm doğduğu yıllardan itibaren hep daha fazla yere hitap etmeyi amaçladığı için küreselleşmeyi etkileyen faktörler arasındadır.Kapitalizm ile küreselleşme aynı amaçları vücutlarında barındırırlar.Zira İngiltere kapitalizmin etkisiyle yıllarca sömürgelere kendi kültürünü , dilini, götürmüş, sömürdüğü ülkeleri tektipleştirmeye çalışmıştır.1960 yılına gelindiğinde ise bir başka İngilizce konuşan devlet ABD bilgi iletişim teknolojileriyle kendi kültürünü dünyaya benimsetmeye çalışmış günümüzde hala çalışmakta Dünya’yı tektipleştirmeye çalışmaktadır.
Toplumun Mcdonaldlaştırılması ve Medya İmaj Çağı:George Ritzer adında bir düşünür çok ilginç bir tespitte bulunmaktadır.Almanlar II.Dünya Savaşından önce toplumu homojenleştirmek için Yahudi katliamı yapmış ve bu homojen toplumun savaşta iyi yönlendirilmesini sağlamıştır.Bu düşünür bu örnekle küreselleşme arasında bir benzerlik bulunduğuna işaret etmektedir.Dolayısıyla küreselleşmenin yönlendiricisi Amerikanın bu homojenleşmeyi sağlamaya çalıştığını savunmaktadır.Herkesinde hemen örnek olarak verebileceği Mcdonald’ı homojenleşmenin en önemli araçlarından biri olarak görebiliriz.Dünya’nın en zengin mutfaklarından birine sahip ülkemizde bile çok geniş kitleler fast food denen sektörün etkisi altına girmiştir.Eğer gidişat böyle olursa kısa bir zaman sonra dünya yemek konusunda homojenleşmiş, hiç kimse ağzına kızarmış patates ve ‘coca cola’dan başka bir şey sokmaz hale gelecektir.Yemek örneğinden yola çıkarak müzik,sinema,eğlence,gezi gibi alanlarındaki homojenleşmenin yorumlarını size bırakmak istiyorum.
Homojenleştirici en büyük etkilerden biride medya-iletişim sektörüdür.Medya sektöründeki Amerikan emperyalizminin gücü asla inkar edilemez.Amerikan merkezli medya devleri reklamlar, filmler, diziler, haberler aracılığıyla batı kültürünü teşhir edip özendirmekte,tüketicilik bakımından benzerleştirmektedir.Medya o kadar dünyaya hitap eder hale gelmiştir ki;medya devleri Irak’a savaştan sonra ilk olarak medya yatırımı yapmış, cnn televizyonunda yabancı kelimesi kullanılmaz hale gelmiştir.Batı kültürü dünyaya empoze edilirken yapılan ilk iş sömürgecilik dönemindede olduğu gibi İngilizceyi dünyaya dayatmak olmuştur.Bunun için medya,internet gibi araçlar İngilizce hizmet vermekte,uluslar arası bilgi akışı ingilizce sağlanma zorundalığında bırakılmaktadır.Yani kısaca kitle iletişim araçları küreselleşmenin en önemli araçlarından birisidir.
Bu arada tek kültürlü dünya devleti gibi ütopyalarada değinmek istiyorum.Böyle ütopyaların ortaya atılmasındaki en büyük etken Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliğinin başarılı birer örnek oluşturmasıdır.Türkiyemizden de bildiğimiz gibi Avrupa Birliğine girecek devletler önce Avrupalı devletlerle her yönden benzer hale getirilmekte sonra Avrupa Birliğine alınmaktadırlar.Bu başarılı örnekten hareketle ütopyacılar Avrupa globelleşiyorsa bütün dünya neden globelleşmesin diyerekten yola çıkıyorlar ve global köy gibi ütopyalar ortaya koymaktadırlar.
Şimdi en başta belirttiğimiz gibi küreselleşmenin hızlanmasındaki en büyük etkenler olan bilişim devrimi ve sosyalizmin çökmesini ayrı ayrı ele alalım.
Bilişim Devrimi ve Küreselleşme
İnsanoğlunun hayatında üç önemli devrim yaşanmıştır bunlar sırasıyla:
1)Tarım Devrimi
2)Sanayi Devrimi
3)Bilişim yada Bilgi Devrimi
Bilgi toplumuna geçiş günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde hizmet sektörüne kayış ve sanayilerini az gelişmekte olan toplumlara kaydırma olarak gerçekleşmektedir.Bu geçişi yansıtan bir başka ilginç tespitse 1500’lerde dünyanın en zenginleri tarımla uğraşanlar yani kiliseydi,1900’lere gelindiğinde ise petrol işletenler yada sanayicilerdir.1990’lardan itibaren bilgi toplumuna geçilmesiyle birlikte ise ürettiği bilgiyi satan Bill Gates dünyanın en zenginleri arasında ilk sırada yer almaktadır.
Bilgi çağının ilerlemesiyle her gün dahada ilerleyen iletişim teknolojileri,haberleşme ağları herşeyin bu alana kaymasına sebep olmakta dolayısıyla küreselleşmeye sebep olmaktadır.Şöyle ki e-ticaret ile Amerika ile Çin ticaret yapmakta e-para ile Avustralya’dan Türkiye’ye para transfer edilmekte ,e-iş ile Japonya’dan iş bulabilmekteyiz.Yani artık dünya elimizin altında ufacık bir yer haline gelmekte git gidede küçülmektedir.Aslında enformasyon toplumunun anlatımı çok uzun zaman alabilir fakat biz sadece küreselleşmeyi nasıl etkilediğini açıkladığımız için daha fazla ayrıntıya girmemeyi seçeceğiz.
Soğuk Savaş Sonrası Küreselleşme
I.dünya Savaşından sonra bağımsızlık amacıyla bir çok millet ortaya çıkmış ve devletler kurulmuştur.Fakat I.Dünya Savaşı dünyanın umut ettiği çözümleri getirmemiş daha fazla sorunlar ortaya çıkmış ve II.Dünya Savaşı ortaya çıkmıştır.II.Dünya Savaşı sonrasında Roosvelt, Chuchill ve Stalin’in katıldığı konferanslarda dünyanın kaderi belirlenmiş ve dünya SSCB-ABD olmak üzere iki kutba ayrılmıştır.Hatta savaşın gerçekleştiği yer bile Batı Almanya ve Doğu Almanya olmak üzere ikiye ayrılmıştır.Churcill’in 1946 yılında bir Amerika gezisinde verdiği beyanlar savaşın başlangıcı olarak kabul edilir.Soğuk Savaşın en önemli sembolü 1961 yılında yapılan ve 1989 yılında yıkılan Berlin Duvarı bir diğer adıyla Utanç Duvarıdır.
Soğuk Savaşın başlamasıyla dünyayı sosyalizm korkusu sarmıştır.Bu boşluğu doldurmak Avrupalı devletlerden yada Amerikadan beklenemezdi.Dolayısıyla Amerika önderliğinde Kuzey Atlantik Paktı kuruldu(NATO).Amerika ve müttefiklerinin kurduğu bu birliğe daha sonra Türkiye’de dahil olmuştur.NATO soğuk savaş sürecinde kuruluş amacına uygun faaliyetlerde bulunmuş ve günümüzde de etkinliğini sürdürmektedir.Bu süreçte sosyalist ülkeler NATO’ya karşı Varşova Paktı’nı kurmuştur fakat başarılı olamamıştır.
Soğuk Savaş iki kutbun hiçbir kanlı girişime başvurmaksızın kaynak dağılımı,uluslar arası ilişkiler,dünya siyaseti vb.’ni yönlendirme çabalarıdır.Aslında soğuk savaşın etkileri uzun vadede sıcak savaştan daha yıkıcı olmuştur.Soğuk Savaşta Kırım Türkleri dahil binlerce insan sürgün edilmiş,çeşitli ülkelerde darbeler yaptırılıp yönetimler değiştirilmiş,ideolojiler yaratılıp aynı ülkelerin insanları birbirine kırdırılmıştır.En sonunda Almanya birleşmiş,sosyalizm çökmüş,dünya tek kutuplu düzene girmiştir.Bu savaşı kaybedenler yine savaşı başlatanlar olmuş Dünya liberal analayışa girmiş ve küreselleşme hızlanmıştır.
1990’dan sonraki dönem yeni dünya düzeninin oluşmaya başladığı dönemdir.Bu dönemde tek kutuplu dünya düzenine geçilmiştir.Dünya’nın küresel bir dünya’ya dönüşüm süreci hız kazanmıştır.Herkes herşeyden anında haberdar olmakta ve istediği herşeye çok kısa bir zamanda sahip olabilmektedir.Yeni Dünya düzeninde tek bir güç vardır,diğer güçler bu ana güç çevresindeki dengenin unsurları olmaktadır.Küreselleşmenin bir diğer dönüm noktası olarak 11 Eylül’ü de eklemek gerekir.Zira tüm Dünya tek bir düşmana karşı birleşmiş ve yaklaşık bir ay olmadan tüm Batı ülkeleri tek yumruk Afganistan’a saldırmıştır.Daha sonra sıra diğer madur ülkelere gelmiştir.Yaratılan düşman ise terörizm ve arka planda Batının küçümsediği İslam dünyasıdır…
MİLLİYETÇİLİK
Milliyetçilik kelimesinin tarihi 18.yüzyıla dayanmaktadır.1980 sonrası dönemde daha da ilgi çekmiş.Doğu bloğunun çökmesiyle oluşan milli devletler bunu dahada pekiştirmiştir.Milliyetçilik Batıda modern milliyetçilik ve ona karşı oluşan reaksiyoner milliyetçilik olmak üzere 2’ye ayrılır.Esasında milliyetçilik ilk çağlardan beri grupların farklı yaşayışlarından dolayı ortaya çıkmıştır.Bir süre etkinliğini kaybetsede ortaçağda kilisenin etkisinin bitmesinden sonra tekrar ortaya çıkmıştır.
Avrupa’da milliyetçilğin gelişmesindeki en önemli dayanaklardan birisi Alman romantik felsefesidir.Almanlar Fransızlar tarafından taklitçi,bira içen,kaba saba insanlar olarak sürekli itilip kakılmışlardır.Böyle olmadıklarını göstermek için harekete geçen halk II.Dünya Savaşını ortaya çıkaran Alman milletini ortaya çıkarmışlardır.Milletlerin ortaya çıkmasında ilk dönem olarak aklın ön plana çıkmasından Fransız İhtilaline kadar geçen süreyi belirtebiliriz.Fransız İhtilalinden 1914’e kadar olan dönemde ise altın çağını yaşamış ve imparatorlukların çözülüp yeni milletlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.II.Dünya Savaşından sonra ise bir çoşkunluk içine girmiş ve Fransa ile İngiltere gibi devletlerin sömürgeleri millet olma şuuruna ulaşmışlardır.O kadar güçlü bir akım haline gelmiştir ki Yugoslavya SSCB’den ayrı kalmayı başarmış ve onlar gibi bir çok millet ayrı kalmak istemiş fakat silah zoruyla bu amaçlarına ulaşamamışlardır.
Sömürgecilik
Küreselleşmenin ilk Dönemi olarakda ele alınan sömürgecilik dönemi batının sonradan üçüncü dünya ülkeleri olarak tanımlayacağı devletlere çeşitli baskılar uygulamasıdır.II.Dünya Savaşından itibaren milli kimliklerinin farkına varan bu ülkeler özgürlük ve haklar talep etmişlerdir.Bu batının hoşuna gitmemiş ve batı bu milletlere terörist,dini fanatik.beyazlardan hoşlanmayan ruh hastaları gibi atıflarda bulunmuş ve dünya devletlerini bunlara karşı kışkırtmaya çalışmıştır.Kısacası Afrika Milliyetçiliği sömürgeciliğe karşı doğan tepkinin sonucudur.1945-1968 arası altmış sekiz milli devlet oluşmuştur.Fakat batının gücü altında herzaman ezilerek,zorlanarak milliyetçiliklerini devam ettirmeye çalışmışlardır ve halada çalışmaktadırlar.İhtiyaçları bakımından dışa bağlı bir milli devlet hayatını ne kadar sürdürür oda bir tartışma konusudur.Bazı milletlerin hayatını devam ettirmesinde birkaç önemli kahraman vardır bunlara Hintli Gondi ,Kenya’lı Mou Mou,Mısır’lı Nasır’ı örnek verebiliriz.
SSCB içinde ideolojiye sahip bazı milletler komünizm maskesinde bu ideolojilerini korumuşlar ve Gorbaçov döneminde baskılar azalınca özgürlük ve haklar talep etmeye başlamıştır.Bunların ilk örnekleri Litvanya,Letonya,Azerbaycan,Özbekistan’dır.Sosyalizmin çökmesinden bu yana on altı milli devlet ortaya çıkmıştır.
KÜRESELLEŞME VE MİLLİYETÇİLİK
Küreselleşme ve milliyetçilik ilişkisini açıklarken evrenselci ve tikelci teorilerden yararlanırız.Özellikle 19.yüzyıldan itibaren küreselci bir anlayış içine giren fikir adamları dünyanın homojenleşeceği savunmuşlardır.Bazıları ise dünyanın düzeninin çeşitli büyük medeniyetlerin çatışması şeklinde olacağını savunmuşturlar.İki kesimde bu görüşlerle iki zıt kutup oluşturmuşlar ,Aristo mantığıyla a ve a şeklinde açıklamalar yapmışlar ve fikirler arasında şeffaf bir geçiş sağlayamamışlardır.Bu açıklamalar yapılırken tarihin düz çizgisel akım şeklinde ele alınması ve medeniyetlerin özelliklerinin aynı var sayılıp bu sürecin bütün dünyada aynı şekilde yaşanacak gibi ele alınması yapılan yalnışlardır.Medeniyetlerin kendine özgülüğü göz önünde bulundurularak bilimsel anlayış ve perspektif geliştirilmelidir.
Milliyetçilik küreselleşme karşısında hep bir engel olmuştur.18.yüzyıldan itibaren modernite eşliğinde globelleşme olduğu savunulmuş fakat I.ve II.Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan milli devletler bunları yanıltmışlar 1945’den sonra yeni bir düzene girildiği liberalizmin karşıt düşüncesinin bile işçi sınıfını tektipleştirerek homojenleştirdiği ve küreselleşmeye katkıda bulunduğu savunulmuştur fakat 1990’da Sovyetler Birliği’nden arda kalan milli devletler bunları yine yanıltmıştır.Dolayısıyla anlaşılmıştır ki milliyetçilik son derece derin bir mevzudur ve kolay kolay kendini globelleşmeye teslim etmeyecektir.En sonunda küreselleşmenin günümüzdeki temsilcileri toptan saldırmaya başalmışlardır.
Bazı fikir adamları tarihten aldığı tecrübeyle küresel kültür içinde tikel kalabilme gibi fikirler ortaya atmaktadır.Yani küreselleşmenin kaçınılmaz bir süreç olduğunu kabul etmekte ,milli duygularında kolay kolay silinemeyeceğini ifade etmektedirler.Bu doğrultuda yeni bir fikir daha ortaya çıkmıştır.Bu fikir küresel değerlerin her milletin kendine özgülüğü şeklinde benimsenmesi olarak ifade edilebilir.
Global Kültür
Küreselleşmenin en büyük iddiası dünyanın tamamen bütünleşeceği homojenleşeceğidir.Bunu ekonomik alanda ele alırsak ulusötesi şirketlerle mümkün gözükmektedir.Fakat kültür alanında bu mümkün görünmemektedir.Zira kültürlerde ne kadar batı kültürü etkili olsada kültürün ana renkleri milli kalmakta ve Sovyetlerin çöküşündede olduğu gibi dimdik ayakta durabilmekte kendini koruyabilmektedir.Günümüz koşullarında internet,görsel sanatlar,medya,sinema gibi araçlarla batı, kendi kültürünü dünyaya empoze etmektedir.Yani batı geçmişte yaşanan başarısızlık sebebiyle dört bir yandan daha güçlü saldırmaktadır.Bu saldırıda küçük devletlerin kültürlerinin homojenleşebileceği fakat eşsiz tarihe ve kültüre sahip Türk Kültürü gibi kültürler kültürün ana kalelerini asla teslim etmeyeceği vurgulanmaktadır.
Richard Falk gibi bazı yazarlar ise bölgeselleşmeye vurgu yapmaktadır.Bölgeselleşmenin küreselleşme karşısında etkili bir savunma aracı olduğunu belirtmektedirler.Özellikle küreselleşmenin merkezindeki ülkeler bile NAFTA,AB,APEC gibi örgütlenmeler içine girip iktisadi bütünlük sağlamaktadır.Küreselleşme tek kutupluluğa giderken bölgeselleşme çok kutupluluğu oluşturmaktadır.Tabi bu gibi çözümler üretilsede küreselleşmenin en iyi savunma aracı milliyetçiliktir.Özellikle milli dile çok önem verilmelidir.
Ekonomik olarak yada hammaddelerin,toprağın,insanın sömürülmesi olarak eskisi gibi taşla tüfekle milliyetçilik yapılmamalıdır.Küreselleşmeye karşı küreselleşmenin silahıyla savaşmalıyız.Ülkemize daha çok turist getirmeliyiz.Dünya devletleri artık dünya piyasasında daha çok pay sahibi olmaya çalışmaktadır.Bizde çok üretmeli,çok satmalı ve yeniliklerden haberdar olmalıyız.Dışa kapanarak kültürümüzü koruyamayız.
Son olarak Türk milliyetçiliğine değinelim.Yıllarca küreselleşmenin etkisi altında kalmıştır.Devrimci-ülkücü,laik-şeratçı,alevi-sünni diye birbrine düşürülmüştür.Ama milliyetçiliğimizin kimliğini koruyabildiği 2002 Dünya Kupası’nda elde edilen başarıdan sonra ortaya çıkmıştır.Bu kadar küçük bir olay bile devrimci-milliyetçi,sünni-aleviyi yani Türk milletini bir araya getirmiş,herkesin kolkola tek bir bayrak altında toplanmasına yetmişte artmıştır.Çok ufak bir futbol başarısı bile dünyada milletini unutmaya yüz tutmuş Türk milletine milletini hatırlatmaya yetmiştir.